Serinin ikinci kısmı… İyi okumalar.

 

18.08.2008
Via Tiberina, Roma’nın Kuzey Banliyösü, Kamp Alanı

Akşam oldu ve kamptayım, çok yorgunum ama hala şapşalca gülümsüyorum. Çünkü bugün sonunda işgal evine ( squat) ulaştık!

 

Hiç beklemediğimiz bir şekilde Roma Sapienza Üniversitesi’nin arka kapısından çıkmışken pat diye karşımıza çıkıveriyor burası. Yolun bundan sonraki kısmına tek başıma devam ediyorum. İlerliyorum… “Occupa Regina Elena” isimli işgal alanının girişinde büyücek bir pankart karşılıyor beni. Squat işaretleri ve üzerinde işgal evinin ismiyle kırmızı/kızıl pankart karşılıyor beni. Hemen önünde sarı saçlı yeşil gözlü İtalyan çocuklarıyla, parlak çikolata tenli ve Afrika göçmeni olduğunu düşündüğüm biri duruyor. Adam, çocuklarla bir oyun oynuyor gibi, bakışlarından çocukların anneleri ve babaları olabileceğini düşündüğümüz bir kaç kişi de 3-5 iskemle ile bir masa etrafında toplanmış oturuyorlar. Açıkça beklediğim ve son gördüğüm yerden çok daha farklı, çok daha kendi halinde bir ev görünümü söz konusu. L şeklinde ve ön avlusu olan bir yer burası.

 

Bahçe tretuvarından içeriye doğru yönelip “Merhaba” dediğimde, beni ilk  orta yaşlı, uzunca boylu, kır saçları hafif dökülmüş ve esmer tenli bir Bangladeş’li olan Tevri kaile alıyor. Onun yaklaşmasıyla arkadaki diğer kişiler hızla binanın içine doğru sıvışıyor, çocuklar kalıp oyun oynamaya devam ediyor. Tevri bana kim olduğumu, gazeteci olup olmadığımı (bunun kesinlikle bakışlarından kötü bir şey olduğunu anlıyorsunuz), niye burada olduğumu soruyor tedirginlikle. Öğrenci olduğumu, Türkiye’den geldiğimi, bir anarşist olarak bu tarz yerleri merak ettiğimi söylüyorum ve bunun aynı zamanda benim için bir tür okul ödevi olduğunu uyduruveriyorum. Biraz rahatlıyor gibi gözükse de hala çok gergin ve tedbirli gözüküyor, yüz ifadesinin çok sert olması ve herkesin etraftan bir anda kaybolması beni de ciddi derecede tedirgin ediyor.

 

Roma’da nerede kaldığımı soruyor, Via Tiberina’da bir kampta kaldığımı, çok paramın olmadığını ve ancak orada idare edebildiğimi söylüyorum. Aslında burada biraz manipülatif davranıyorum ve rahatlatmacı olmaya çalışıyorum kendimce… Kendimi salak gibi hissedecekken yüzündeki sert ifadenin biraz gevşediğini fark edince rahatça yutkunuyorum, heyecandan ve tedirginlikten ağzımın kuruduğunun bile farkında değilim. Sadece biraz sohbet ve bir kaç da soru soracağımı söyleyerek, ortamı iyice yumuşatmak istiyorum. Başını yavaşça tek bir sefer öne eğip kaldırıyor, gözleri gözlerime bakıyor. Siz ne kadar süredir buradasınız diye soruyorum, gözüm arkalara kayıyor. Bu ön avlu arkada bir tür açık koridora dönüşüyor ve tam bu arka tarafa uzanan koridoru, abartısız iki insan boyunda, bilimum paslı demirler, sandalyeler, ranza ayakları ve her türlü eski hırdavat, metal ve ahşap parçalarından oluşan upuzun bir barikatın kapattığını görüyorum.

 

Kendisinin 14 aydır burada bulunduğunu söylüyor. Burasının daha önce bir hastane olduğunu söylüyor. Zira arkadaki binanın kapılarından birinin girişinde “Eczane” yazısı göze çarpıyor. (Burada defterde kaba taslak çizilmiş bir kroki var, belki bunu da en son bölümde çizip, paylaşabilirim.) Tevri’nin bakışları hala tedirgin, kolları göğsünün üzerinde kapalı… “Madem” diyor “Türkiye’den geldin, müslümansın değil mi?” “Ben pek müslüman sayılmam ama elbette Türkiye’deki çoğu kişi müslümandır ve ben de islamı ister istemez biliyorum” diyorum. “Öyleyse” diyor, hafifçe arkasını dönüp, barikatın arkasındaki bir pencereden sarkan bir küçük pankartı gösteriyor, “Ne yazıyor orada?” Pankartta Kelime-i Şahadet yazıyor, bana inatla okutuyor, güvenmiyor… Okuyorum. “Sen de müslümansın sanırım?” diye soruyorum, artık üzerimde doğru söylediğimi istemsiz bir şekilde de olsa ispatlamanın rahatlığı var ve bunun bu şekilde olacağına aslında akıl sır erdiremiyorum. Zira hep okuduğumuz ve bize tanıtılan, anarşizan ya da liberter bir squat beklerken, aslında karşıma çıkan bambaşka bir Avrupa gerçekliği oluyor. Öyle ya da böyle en azından şu an güven kazandığımı biliyorum.

 

“Evet” diyor Tevri, “Ben müslümanım.” Burada bir kaç müslüman Bangladeşli, Mısırlı hatta bir de Türk olduğunu söylüyor. Ve elbette bir çok da İtalyan’ın ikamet ettiğini. Türk birisi olduğunu duyunca içeride olup olmadığını soruyorum heyecanla, ancak çalıştığını ve içeride olmadığını söylüyor. Benden emin oldukça, daha uzun ve aktardığı bilginin doğruluğundan emin olduğum, rahat tavırlı cümleler kuruyor. Ben de bunu kullanmak isteyerek belki de biraz fazla erken ya da fazla atılgan bir hamle ile “Peki” diyorum, “İçeriye bir bakma şansım var mı ?”

Hayır diyor Tevri, net bir şekilde. Burada sadece evsiz ve geçim açısından çok sıkıntılı, çoğu göçmen insanların barınmak için kaldıkları ardarda odalar olduğunu söylüyor. Başka bir şey olmadığını belirtiyor. Zorlamak istemesem de, o kadar yol tepmişken ve artık ümitlerimi kesmişken bu şansı öylece bırakıp gitmek de istemiyorum. Riski alıp soruyorum; sonuçta bir anarşist olduğumu, bu tarz işgal ve yerleşimler hakkında bir çok şey okuduğumu ve araştırdığımı, bunun aynı zamanda okulda sosyoloji dersi açısından yaptığım bir çalışmayla paralel gittiğinive o an aslında durumu kurtarmak yerine ne kadar olasılıktan kendimi uzaklaştırdığımın farkında olmadan bir çok şey saçmalıyorum.  O ise, rahat tavrıyla sözümün bitmesini bekleyip, bir kültür saldırısı ve güncel protest medyalaşmanın ağzını sulandıran bir konu olarak anlatılan ve aslında anarşizm etiketiyle bir hobi alt kültürü olarak algılanan işgal evleri algılayışını tarumar eden o sözlerini söylüyor: “Burada sağ ya da sol hiç bir politik görüş temsil edilmez. Herkes kendi fikrince yaşar ancak bu binaların amacı bu değil. Bu sadece yaşadığımız konumumuza karşı bir isyan hali”

 

Tam o sırada çevresinde oynayan sarışın kız çocuğunun yere düştüğünü fark edip, sanki kendi kızıymış gibi kol altlarından tutup kaldırıyor, gülümsüyor ve parmağını sağa sola sallayarak uyarıyor… Ben ise gördüğüm ve karşılaştığım tüm bu manzara karşısında, aslında yaşanılanın ve tepkinin özünün, ne kadar yalın ve aslında esas tam da bu haliyle, ister istemez ne kadar gerçek anlamda anarşizanca olduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum.
Sürecek…

 

Share