Yarılmış meyveleriyle Tanrı kusan nar ağaçları…
Akmayan muslukların üzerine düşer kan kırmızı gölgelerimiz.
Susuz büyüyen ellerimizin kıvrılarak uzayan sanrıları altında rüyalarımız
Gelincik tarlaları gelmeyecek, ömrümüzün bu kış yanı sona ermeyecek
Biz bu toprak gibiyiz; üzerine kireç sıçramış,
Verimi karnında anneler gibi, vitamini kabuğunda meyveler gibi
Tarihe küstüğümüz duaları akıttığımız bu damarlarımızdır,
Gömdüğümüz düşlerimizin alnı karanlıktır.

Siz göğe gök dersiniz biz ölüm; kaybolmanın gözleri, takip eden nefesleri;
Siz buna sevişmek dersiniz biz görünmek deriz.
Tanrı’nın hiç görmediği çocukları; yüzlerimiz yarık, al yanaklarımız tedavisiz.

Bir nar ağacı altında toplanmışız; sarı topuk, yeşil ten, kahve parmak.
Dokunmamız yasaktır, dokunulmamız perişanlık…
Doğuruldukça diyarların pusuna kaderlerimiz, savaşlara atılan, kederlere salınan;
Yüzlerce, binlerce, on binlerce kağıttan kayık gibi kan havuzlarında sessizce dans eden
Ve çıplak ayak, bakir ten, yüzsüz, korkusuz, hissiz;
Bu soykırım ansiklopedisi yalnızlıklarımızın içinde kangren…

Birden bin olur kardeş hüzünlerimiz, çatısız buluşmalarımız…
Bir nar ağacının altındaki toprağa saçılır göz yaşlarımızın yarını, su olur.
Bembeyaz cesetleriyle kireç üstüne düşer nar gibi tenimiz;
Dinimizi, imanımızı bir gün cesedi çocuklarını doyuracak karıncalardan öğreniriz.

Mucizeyiz, yok oluşlarımızla sevinecek insanlığa karşı kocaman gülüşlerimiz,
Yüzümüze batan kayıp gözlerimizde bugüne kadar kaç Tanrı kaybettik, asla bilemeyiz…

Ozan Durmaz

Share